kıl dönmesi


Kulağa daha erkeksi gelen bir hastalık yoktur heralde.. Zira bu illet bir erkek hastalığıdır. Küçüklüğümden beri bende hep böyle bir "efsane geri döndü" intibası bırakmıştır. Ama büyüdükçe bu hastalığa yakalananlarda dikkatimi çektiki pekte öyle bir efsane durumu yok. Belli bir düşünceyle vücutta baş gösteren bir kıl ve sonrasında onun fikir değiştirmesinden ibaret bir olay. Asi , anarşist , hedefini şaşırmış bir kıl. Yafta yapıştırılası traji komik bir olay.
Tıp dünyası derki ; "Kıl dönmesi, kılların kuyruk sokumu ve nadiren göbekte cilt altına geçip yara, abse ve fistül oluşturmasıdır.
Sert büro koltuklarında ve bilgisayar başında, özellikle kaykılık pozisyonda uzun süre oturanlarda veya uzun süre jip sürenlerde veya uzun süre otobüs yolculukları yapanlarda daha sık olur. Kıl dönmesi 16 ila 30 yaş arası kıllı ve gürbüz, genç erkeklerde, nadiren de genç bayanlarda oluşur. Oluş şekline gelince; kıllar yılan derisindeki gibi yivli veya pullu olup, dar ve sıkışık veya sürtünmeli ortamlarda kıpırdandıkça tek yönde ilerler."
Kulağa sıkıntılı geldiği kesin en azından benim yazmak için seçtiğim bu konu kadar sıkıntılı yazdıkça farketmek de bir okadar sıkıntılı. Ya da benmi sıkıntılı bir dönemdeyim bilemiycem.
Muhtemelen insanda iğrenç oluşum intibası bırakıyordur. Dengesiz bedenimin dengesiz sonuçlarından biri yani nasıl olurda bir kıl çıkması gereken yerden çıkamaz ve içeri doğru 30 santim uzayarak halka şeklini alır? Onun halka şeklini alması kadar kolay şekilde akıl almayabilir inanılanlar hepimizi bu dönek homoseksüel kıldan korusun. Elalemin doktoruna oramızı buramızı elletmesin...

saplar sk


Bir takım düşünün ki saha da heşeyini veren ve bir takım düşünün ki yenilmemeyi gurur meselesi yapmış... Halısahada o bir saat içerisinde herşey kazanmak için , 5 duyu organları saha dışındaki herşeye kapalı! Bir grup erkeğin birlikte yapabilceği en güzel şeylerden biri kesinlikle futbol müsabakasıdır. Vücutlar ısındığında orası bir savaş meydanına döner egoları tatmin etmek için verilen apansız bir mücadele. Sonucu ne olursa olsun inanılmaz zevklidir halısaha maçı. Bir takım maçı koparırsa ki bu herzaman ben ve arkadaşlarımın takımı saplar sk olur. Kalecimizin gol atma çabaları maçta geldiğimiz son noktadır. Yaşları kaç olursa olsun kenarda bekleyenler maçın bitiş ziliyle beraber koşuaşarak ve çocuklar gibi şen sahaya doluşurlar. Bizse beraber bişeyler başarmışlığın verdiği tarifsiz keyifle soyunma odasının yolunu tutarız. Halı sahaların klasik karakterleri vardır. Yüzler hep değişir ama hep vardırlar. Biryerin altyapısında oynadım havaları yapanlar , savunmada durmayı görev bellemiş sakin kişilikler ve brezilya barcelona forması giyip her maç 9 10 gol atanlar. Bu karakterleri bile futbola küstürmüş takımımla gurur duymakta çok haklıyım. İzmitte isim yapmış aşağı yukarı yenemediği ekip kalmamış saplar sk yı önümüzdeki yıllarda ana haber bültenlerinden takip etmekte mümkün olucaktır kanımca.

Hakkımızda


Bu blog tamamen paylaşım düşüncesi üzerine kurulmuş, saldım çayıra mevlam kayıra felsefesini özümsemiş, bazı yazarlar tarafından kurulmuştur. Blogumuzun belli bir teması bulunmamaktadır. Tabii biz de isterdik, şöyle güzel bir formatı olsun ama olmadı işte ne diyelim kısmet değilmiş.

Blogun tasarım kısmında aşşağıda belirtilen siteden yararlanıldı ama bunu türkçeye çevirip daha opsiyonel hale getirene kadar da anam(ız) ağladı.

Yazarların çoğu aynı evi paylaşan veya paylaşmış öğrenci arkadaşlardır. Kendi aralarında yaptığı esprileri anlamış gibi yapıp geçmenizi rica ediyoruz.

 

Aslında yazının başlığından bi’ abeslik olduğu aşikâr. Zira hakkımızda diye başlık attığıma bakmayın standart prosedür diye şeyettim yoksa sadece  ben yazıyorum. Diğer yazarlarda kusura bakmasınlar. Eğer işkillenirlerse kulağımdan tutup değiştir bunu deme hakları da var. İlk önce standart şekilde sorulara cevap gibi bi’ yol izleyeceğim.

 

Ne Bu Samimiyet Nedir?

Ne bu samimiyet birbirinden yakından tanıyan bir grup arkadaşın (bu grup arkadaşın doğru düzgün ortak yönleri olmayışı herhalde onları bu kadar iyi arkadaşlar yapan) paylaşmak istedikleri şeyleri kafalarına göre paylaştıkları bir blog.

 

Burada ne tür yazılar olur?

Aslında biz de isterdik oturalım buna net bir cevap verelim. Ama yok. Tütün Kolonyası Müzik yazar, ben giderim sinema hakkında yazarım, Mr. Paparella gider spor yazar, Sleepless okuduğu bi’ şeyi yazar, Aslanmarx kızlardan yazar. Yeterince açık oldu herhalde. Açıkçası ne yazdığımız hakkında bizimde bir fikrimiz yok. Her şeyden ama, o herşeyin içindeki güzel şeylerden yazarız. Yazmaya değer şeylerden yazarız. İyiyizdir lan biz.

 

İleriye dönük görüşleriniz neler?

Walla kısmet diyelim. Bu blogun bir amacı da aramızdaki sıcaklığı koruyabilmek olabilir. Büyük ihtimal ileride bu güzel arkadaşlar ayrılacaklar ve herkes kendi hayatına gidecek ama bu blog bu arkadaşların aralarındaki bağı korumasında büyük bir rol üstlenebilecek. Ülkenin dört bir yanına dağılan bu yazarlar burada sıcak bir ortamda tartışmalarını, görüşlerini her zamanki gibi ifade edebilecek. Arşivden Saplar S.K.’yı açıp geçmişi yad edecek. Bu yüzdendir ki, Mr. Paparella kendine bir spor blogu, 3rh4nb1 kendine bir sinema blogu açmıyor. Beraber bir şeyleri yapıyor olmanın verdiği haz bambaşka.

 

Şimdilik aklıma gelen sorular ve cevapları bunlar. ileride büyük ihtimal bu sayfa kendini yenileyecek, düzenleyecek, adam akıllı bi’ yazı olacak şimdilik bu kadar yeter.

Veterinerlik Fakültesi'nden

Psikoloji dersimizde hoca sınıfça bizi üniversitenin fareler, tavşanlar gibi şeyler üzerinde deneyler yapılan bölümüne götürdü. tabii bu gittiğimiz bölüm de okulun en ücra köşesi olunca zamanla turist kafilesine dönüştü gezi. bu arada da hem buraya kadar gelmişiz (üç yılda ilk defa) hem de yolda yaşanan ne yapsak da eğlensek durumları fotoğraf çekimlerine sebep oldu biraz.

Fotoğrafları indirmek veya tam boy açmak için üzerlerine tıklamanız yeterli.

IMG_0300

IMG_0302

IMG_0306

IMG_0307

IMG_0309

IMG_0312

IMG_0313

IMG_0315

IMG_0321

IMG_0324